Nüfusun Yaşlanma Eğilimi

Nüfusun Yaşlanma Eğilimi: Dünyada demografik değişim 

Nüfusun yaşlanması (demografik yaşlanma) genel olarak nüfustaki medyan yaşta bir artış olarak tanımlanmaktadır. Dünya genelinde ülkelere bakıldığında bazılarında nüfusun medyan yaşının 1950’den bu yana 10-15 yıl arttığı görülmektedir. Nüfustaki bu yaşlanma hem İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki yüksek doğurganlık oranlarının zaman içinde azalması hem de beklenen ömrün uzamasından kaynaklanmaktadır. Bu eğilimler sonucu genç bireylerin sayısı azalmış, yaşlı bireylerin sayısı artmış ve bu durum medyan yaşı yükseltmiştir. Birçok OECD ülkesinde doğurganlık oranları İkinci Dünya Savaşından sonraki ilk 20 yılda önemli oranda artmış ancak 1960’lar ve 1970’lerin sonlarından itibaren tekrar eski düzeylerine geri dönmüş ve bu tarihlerden itibaren az çok aynı kalmıştır. Savaş sonrası oluşan bu doğurganlık artışı “bebek patlaması/baby boomer” nesli olarak da adlandırılan ve kendinden önceki ve sonraki diğer nesillerden daha büyük bir nüfus grubu oluşturmuştur. OECD ülkelerindeki bu eğilime karşıt olarak gelişmekte olan ülkelerdeki doğurganlık oranı son on yıllarda düşmeye devam etmiştir.

Bazı ülkeler için 1950-2100 arası nüfusun medyan yaşındaki artış

Kaynak: OECD Pensions Outlook 2014

OECD Ülkelerinde Doğurganlık Oranlarındaki Değişim

Kaynak: OECD Pensions Outlook 2014

Bazı gelişmekte olan ülkelerde doğurganlık oranlarındaki değişim

Kaynak: OECD Pensions Outlook 2014

Bununla birlikte mortalite/ölüm oranları hem OECD hem de OECD dışı ülkelerde beklenen ömrün uzaması sonucuna yol açarak düşmektedir. 1960’tan bu yana doğumdaki ve 65 yaşındaki beklenen ömür her on yıl için sırasıyla 2,2 ve 1 yıl artmıştır.

Nüfusun yaşlanmasının sonucu olarak yaşlılık bağımlılık oranının da önemli oranda artması beklenmektedir. OECD ülkelerinde 65 yaş ve üstü her birey için çalışan kişi sayısının 4’ten 1-2’ye Brezilya ve Çin gibi gelişmekte olan ülkelerde ise her emekli için 9 çalışandan 1-2’ye düşeceği tahmin edilmektedir. 

Sonuç olarak her emekliye karşılık iş gücünde daha az çalışan olacaktır. Bu durumun genelde ekonomiler özelde de kamu ve bireysel emeklilik sistemleri üzerinde büyük baskıya neden olacağı düşünülmektedir.